BABANIN GÖREVİ 1

BABANIN GÖREVİ 1
Eve doğru arabayı sürüyordum. Hava sisli ve de oldukça boğucu hissettiriyordu, ayrıca yan koltukta oturan annemin sürekli oflaması da ayrıca canımı sıkıyordu. Tek düze giden yolda, kafamı sağa çevirip anneme doğru baktım. Oldukça dalgındı, bir şeyler vardı aklında ancak anlatmıyordu. Babamla yaptığımız uydu bazlı görüntülü görüşmeden yeni dönüyorduk. Yeni bir teknoloji sayılırdı, açık denizdeki gemilerin artık uydu üzerinden görüntülü görüşmeye izin vermesine imkan sağlıyordu. Babam yaklaşık 1 aydır denizdeydi ve de uzun bir süre daha dönmeyebilirdi. Hayatım boyunca hep bir yerlere gitmişti, ancak bu sefer hiç olmadığı kadar isteksiz ve de aklı burada kalarak gittiğini gözlerimle görmüştüm. Sebebini de biliyordum. Küçük kardeşim..
Annemin karnına baktım. Hala görünürde ciddi bir şişlik belirtisi yok gibiydi. Hamile olduğu haberini alır almaz evdeki heyecanı hatırlıyordum. Öyle bir mutluluk olamazdı, babamın suratında o güne kadar hiç görmediğim bir mutluluk vardı. Belki ben büyüdüğüm için, bir gün gideceğimden dolayı onlara iyi gelmiş olabilirdi. Aslında başlangıçta alındım. Biraz farklı geldi. Şu ana kadar zaman zaman bir kardeşim olsaydı nasıl hissedeceğimi düşünmüştüm. Hayatta hep yalnız olmanın verdiği bir yalnızlık hissiyle beraber, kıymetli olma durumu da vardı. Karmaşık duygular yaşamıştım. Aramızda çok ciddi bir yaş farkı olacağı için, filmlerde gördüğüm arkadaşlık gibi olan bir kardeşlik bağı kurup kuramayacağımı şu anda tam kestiremiyordum. Haberin ilk geldiği andan itibaren ara sıra hayaller kuruyordum. Küçük bir bebeği herkes sever öyle değil mi, ancak bu haber babamda farklı bir duruma sebep olmuştu. Normalde her gittiğinde, bir daha dönemezse ne yapacağımızı anlatırdı. Son bir defa, güzelce vedalaşalım derdi. Sonuçta herşey olabilirdi değil mi? Ama bu sefer öyle olmadı. Gözlerimin içine bakarak bana “Annene çok iyi bak, onunla ilgilen tamam mı… Döndüğümde iyi olduğunuzu görmek istiyorum.” dedi, sonra gözlerini annemin karnına doğru çevirerek; “Üçünüzün de…” dedi. O anda hafifçe gülümsemesi ve gözlerinin içinin gülmesini unutamıyordum. Onu daha önce hiç böyle görmemiştim gerçekten de.
Annemin durağan hali devam ederken, trafiğe yakalandık. Arabalar bir türlü ilerlemek bilmezken anneme daha yakından bakma fırsatım oldu, oldukça farklı ve dalgındı. Ona doğru baktım ve sessiz bir tonda “Ne oldu? Babamla ilgili bir şey mi var?” diye sordum. Başka bir şey aklıma gelmiyordu çünkü. Son zamanlarda herşey çok iyi durumdaydı ve de bir sorun olsaydı bilirdim.
Bana baktı ve sanki uyanırmış gibi göz bebekleri büyüdü. Gözleri tekrar aşağı doğru kayarken, “Bir şey yok…” dedi.
Ancak vardı. Hissedebiliyordum.
“Hadi ama…” dedim alaycı bir tonla, amacım onu neşelendirmekti, “Söz babama söylemem bak, aramızda.” dedim göz kırparak.
“Söz mü?” dedi, gözlerime uzun uzun bakara. Yüzündeki kasların gerildiğini hissedebiliyordum. O anda neşelendiremediğimi, aksine gerçekten de sorunun üstüne istemeden de olsa bastığımı anladım.
“Tabi ki… Biz sırdaşız, unuttun mu?” dedim, bu sefer göz kırpmadım. Ortamdaki gerilimi hissedebiliyordum.
“Babana yalan söyledim… Yani şimdiki görüşmemizde, bebeği sordu ya…” dedi.
Dinlemeye devam ediyordum, sözlerinden sonra konuşmayı bırakacak gibi oldu. Ancak gözlerine bir kere daha uzun uzun bakınca devam etti.
“Bebek… O yok…” dedi.
Dehşete düşmüştüm. Gözlerinin içine bakıyordum, şaşkınlığımı gerçekten de gizleyemiyordum. Düşmüş müydü? Daha önce de bunun yaşandığını biliyordum. Direk bana söylememişlerdi, ancak duymuştum. Bu konunun babamla ilgisi olduğunu, doktorların bu konuda şanslarının düşük olduğunu söylemişlerdi. Ve uzun zamandır da deniyorlardı. Ancak başarılı olamamışlardı. O kutlu haberi aldıkları gün, evdeki neşe görülmeye değerdi.
Ama bir çözümüm vardı…
Eve vardığımızda annem yıkılmış bir şekilde sandalyede oturuyordu. Masaya dirseklerini yaslamış, kara kara düşünüyordu.
Aklıma birden geldi.
“Anne… Belki çözebiliriz bu sorunu.” Dedim.
Bana baktı, bakışları donuk ve anlamsızdı.
“Nasıl olacakmış o… Artık gitti… Kaybettim…” dedi zayıf bir sesle.
Uzanıp elini tuttum, gözlerinin tam içine bakıyordum.
“Anne yardım edebilirim, bunu çözebiliriz.” Dedim.
“Nasıl olacakmış o!” diye bağırdı. Gözlerinde öfke ve kırgınlık vardı. Bebeğini kaybetmiş olmanın verdiği yıkıntı vardı.
“Düşünsene, hala bir şansın var. Eğer şimdi hamile olsaydın olağan tarihlere en yakın zamanda doğum yapabilirsin.” Dedim.
“Hamile olsaydım mı…” dedi alaycı bir şekilde. “Hala çocuksun güzel oğlum… Anlamıyorsun ne olduğunu…” dedi.
O anda öfkelendiğimi hissettim. Çocuk falan değildim.
“Hayır anne çocuk değilim!” diye haykırdım. “Genetik olarak babama benzemesi gerekiyor değil mi? Ben yardım edebilirim.” Dedim.
“Nasıl?” diye sordu.
“Spermlerimi kullanabiliriz, bu şekilde hamile kalırsın. Bebek de babama benzer.” Dedim.
“Sen delirmişsin!” dedi elini elimden çekerek. “Kliniğe gidip öylece oğlumun spermlerini kullanacağımı söyleyeceğim? Sen kafayı yemişsin!” diye haykırdı.
“Hayır anne kimse bilmeyecek…” dedim sessizce. Olabildiğince sessiz olmaya çalışıyordum.
“Barkın tamam… Boşver… Sen git odana… Yalnız kalmak istiyorum.” Dedi.
“Anne, kimse bilmeyecek.” Dedim elini tekrar tutup. “Seninle sevişmek istiyorum!”
Donup kalmıştı.
“Sadece bu kutsal amaç uğruna… Bırak yardım edeyim. Çözümün bu olduğunu biliyorsun. Kimse bilmeyecek, herkes mutlu olacak. Biz mutlu olacağız. Ailemiz yine çok iyi olacak… Babam çok mutlu yaşayacak.” Dedim.

  • tags

Related Posts

Got Something To Say:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*