Çorap Delisi Veterinerim

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Çorap Delisi Veterinerim

Taksiden telaşla inip elimde kedim Minik’in acı acı miyavlayıp durduğu taşıma kafesiyle veterinerin kapısından girdiğimde çok telaşlıydım. Masanın arkasında oturmakta olan genç adam kalkıp bana doğru yürüdüğünde neredeyse ağlamak üzereydim. Benim sevgili kedim, orasında burasında kanayan yaralarıyla acı içinde inliyor, bense bir şey yapamıyordum.

“Lütfen… Bir şeyler yapın, kedimi yaralamışlar” diyebildim hıçkırarak…

“Sakin olun, hemen bakarım ben” diyerek sakinleştirmek için omzumu tutup sıktı. Sonra da alışkın hareketlerle elimden kafesi aldı. Kedimi çıkarıp içerideki bir başka odaya, muayene masasına götürdü, eldivenlerini giyip bakmaya başladı.

Ben oracıkta koltuğa çöküp kalmıştım, heyecanla doktoru izliyordum. Pensler, makaslar, solüsyonlar, pamuklar, gazlı bezler… Bakamadım daha fazla, dışarıya çıkıp bekleme odasındaki koltuklardan birine çökercesine oturdum.

Bir süre sonra veteriner içerden çıktı. Merakla yüzüne, bir hayli yakışıklı yüzüne baktım. Yüzündeki hafif gülümsemeyi görünce içim rahatladı. Demek ki yavrumun ciddi bir şeyi yoktu.

Koltukta yayılmış oturur vaziyetteydim, doğruldum. Kendime çek**üzen vermeye çalıştım. Mini eteğimi çekiştirdim. Bluzumun açılmış üst iki düğmesini ilikledim. Doktor yanıma geldi,

“Kızınız biraz hırpalanmış, fakat durumu iyi şu anda… Yaralarını temizledim, pansuman yaptım. İçiniz rahat olsun, endişe etmenize gerek yok…” dedi. Minnetle ellerimi uzattım,

“Çok teşekkür ederim doktor” diyerek iki elimin arasına aldım uzattığı elini, sıktım… Nerdeyse kalkıp öpecek haldeydim, psikolojim o derece bozulmuştu. Ben elini bırakmayınca, deri koltuğa, yanıma oturdu bana dönerek…

“Nasıl oldu peki? Epey kötü yaralanmış? Bir tahminim var ama…”

“Bilmiyorum. Bir haftadır garip davranıyordu. Israrlı miyavlamalar, garip davranışlar… Dünden beri de ortada yoktu. Çevrede aradım bulamadım. Meraktan ölüyordum. Bugün işten çıkıp eve geldiğimde kapımın önündeydi. Yaralarını yalıyordu. Hemen kapıp size getirdim.”

“Anladım. Bakın, durum şu… Kediniz kızışma dönemine girmiş. Erkek arıyor. Aşırı miyavlamaları, davranış değişiklikleri bundan…”

“Nasıl? Kızışmak mı?” dedim şaşkınlıkla… Elim hala doktorun elindeydi, beceriksizce çektim. Utanma değildi kesinlikle elimi çekmem, şaşkınlıktandı. Utanmayı bir kenara atacak kadar çok ilişki yaşamıştım şimdiye kadar… Yüzüne baktım, gözlerindeki sıcaklığı görünce içim bir hoş oldu. O ise konuşmasına devam etti…

“Evet, kızışma döneminde… Doğası gereği çiftleşmek istiyor. Evinizde bunu yapacak erkek, eş olmayınca kaçıp kendine bir partner arıyor. Sokak kedileriyle başına bir şeyler gelmiş olmalı… Çiftleşme dönemlerinde çok acımasız ve sert olurlar. Bana kalırsa hormon ilaçlarıyla bu dönemini sona erdirip kısırlaştırmakta yarar var”

“Nasıl yani?”

“Kısırlaştırma operasyonu yapılacak. Seçtiğimiz yönteme göre isterseniz bir daha bu hırpalayıcı kızışma dönemini yaşamayabilir. Erkek aramak için sokaklara kaçmaz. Hamile kalmasından korkunuz olmaz. Anladığım kadarıyla çalışan ve yalnız yaşayan bir insansınız. Kedinizi kısırlaştırınca kısa sürede bir sürü yavruya bakma zorunluluğunuz da olmaz.”

Uzun uzun anlattı. Ne yapacağını, kedimin nasıl tedavi göreceğini, bakımını falan her şeyi konuştu.

“Bilmiyorum doktor” dedim sonunda… “Doğası gereği dediniz. Daha bir yaşında… Bir canlının cinsel hayatını, daha tam anlamıyla yaşamadan, doğal olmayan yollarla bizim bitirmemiz zalimlik olmaz mı?”

Kısacası, böyle tanıştık yakışıklı doktorla… Kedimin cinsel yaşamı konusunun etrafında dolaşırken kızışma dönemi, cinsel istek, ilişki, birleşme, çiftleşme deyimleriyle geçen konuşmamızın sonunda neredeyse ben de kızışma dönemine girmiş kadar oldum.

Yıpratıcı bir ilişkiyi bitireli çok zaman olmuştu. Ben de en az kedim kadar seks yapmayı özlemiştim. Doktorun ilgili bakışları üzerimden eksik olmuyordu bu arada… Bakışları arada sırada bluzumun dekoltesinde, hayli kısa mini eteğimin kıvrımlarında, ince siyah çoraplı bacaklarımda, güya bana çaktırmamaya çalışarak geziniyordu.

O gün doktorun ısrarıyla kedim Minik’i ona emanet ettim, orada tedavi için bırakıp çıktım, eve geldim. Bekar evime… Yalnız yaşadığım minik evime… Buzdolabından bir iki lokma bir şeyler atıştırdıktan sonra üzerimde ne varsa çıkarıp kırmızı şarap doldurduğum bir kadehle banyoya girdim. Küveti ılık suyla doldurup uzandım. Banyo köpüğünün hoş, egzotik kokusu burun deliklerimde, arada şarabımı yudumlayarak bir süre suyun içinde öylece yattım.

Doktorun kediler için anlattıklarını düşünüyordum sürekli… Canım kızışmış kediler gibi, öylesine sevişmek istiyordu ki o anda… Ayrıldığım sevgilimle bu küvetin içinde yaşadığımız sevişmeler geliyordu aklıma sürekli… Suyun içinde… Duşun altında ayakta… Şu banyo paspasının üzerinde…

Sonra yakışıklı veterinerin bana, vücuduma ilgiyle, beğeniyle bakan gözleri… Avuçlarımın içindeki uzun parmaklı ellerinin sıcaklığı… Yakışıklı yüzü… Etli, öpülesi alt dudağı… Eski sevgilimin beni siken bedeniyle veterinerin yakışıklı yüzünü aynı bedende birleştirip sevişmeye başladım hayalimde…

Dayanamadım. Ellerim tüm bedenimi okşayarak dolaştı, parmaklarım bacaklarımın arasına girdi, klitorisimi okşadım, okşadım… Sonunda bir elim amımda, bir elim sertleşmiş göğüslerimi, uçlarını okşarken, kalçalarım suyun içinde çırpınarak, zevkten inleye inleye müthiş bir orgazm yaşadım.

Ertesi gün kedimi –ve tabi yakışıklımı- görmek için tekrar gittim. Daha ertesi gün tekrar… Bilmiyorum, belki de kedime kendisinin bakmak istemesi beni tekrar görme isteğinden mi kaynaklanıyordu acaba? O da benim için aynı şeyleri hissediyor olabilir miydi? İkimiz de Minik’i bahane mi ediyorduk birbirimizi görmek için?

Ben de her gittiğimde değişik giysiler giydim. Giydiklerimin değişmeyen tek özelliği, doktorun ilgisini çektiğini ve hoşuna gittiğini gördüğümden, kısacık mini etek ve çorap kısmıydı.

Minik’i görmeye ve artık evine götürmeye en son gittiğimde biz hala kedimin kısırlaştırılmasını tartışıyorduk. Gözlerinin içine bakarak sordum,

“Ya tekrar erkeklerle sevişmek isterse doktor?” dedim. “Doğası gereği yani… Geri dönüşü yok mu bunun? Bizim gibi onun da sevişmeye, seks yapmaya hakkı yok mu?”

Yutkundu. Muzur bir şeyler ima ettiğimin farkındaydı bal gibi… Hem sözlerimle, hem de oturduğum yerde kıpırdanıp duran beden dilimle… Ben onun gözlerinin içine bakarken onun gözleri iyice araladığım bacaklarıma, sıyrılan eteğime kayıyor, anında yüzü kızarıp toparlamaya çalışıyordu.

İçimden kızıyordum ona, bir an önce harekete geçsin diye dua ediyordum. “İstiyorum ulan seni… Ölüyorum senin için doktor… Benimle sevişmeni istiyorum. O kızışan hayvanlar gibi sevişmek istiyorum seninle… Anla artık… Bir şeyler yap… Sik beni…”

Fakat doktor beni sikmek yerine, bana bilmem kaçıncı kez kısırlaştırmanın yararlarını anlattı durdu. Ben gözlerinin içine yalvararak bakarken… Gayet ciddi… Tıbbi terimler havada uçuşuyor, sterilite, rahim, yumurtalık kisti…

Sanki doktor yemini etmiş de, görev başında hastasıyla sevişemezmiş gibi adam… İyi de… Hasta olan ben değilim ki doktor, kedim… Ben sadece sana hastayım… O da sen beni sikince geçecek.

Sonunda beni ikna etti. Operasyona karar verdik. 12 saat kızımın aç bırakılması, mama verilmemesi gerekiyordu. Ertesi gün kızımı kısırlaştırdık. Ameliyattan sonra anestezinin etkisinden çıkıp kendine gelen yavrumu sakinleştirmek için hayli zaman geçirdim orada, doktorla beraber…

Gecenin bir vakti olmuştu. Evimize götürecektim miniğimi… Doktor bizi arabasıyla eve bırakmayı teklif etti. Kabul ettim.

Kafesi aldı, sarsmamaya özen göstererek arabaya bindik. Evime geldiğimde yine kafesi dairemin kapısına kadar taşıdı. Ben anahtarımla kapıyı açıp içeriye girdim, salonun köşesinde Minik için hazırladığım yumuşak minderi gösterdim.

Dikkatle minderin üzerine yerleştirdi kedimi… Ameliyat yerini yalamaması, bandajı çıkarmaması için boynuna taktığı huni gibi şeyle öyle komik ve zavallı görünüyordu ki…

Minderin önünde diz çökmüştük ikimiz de… Kedimi sakinleştirmek için uzanmış tüylerini okşarken başımı kaldırdım, yine beni beğeniyle süzen bakışlarıyla buluştu gözlerim… Kal geldi o anda… Zaman dondu adeta… Gözlerimiz birbirinde eriyordu.
Evimdeydik. İkimiz yalnızdık. Aramızdaki elektrikli hava ikimizi de çarpmış, sersemlemiş gibiydik. Hayran hayran bakan gözlerini gözlerimden ayırdı. Göğüslerimde dolaştı. Aşağıya indi, bacaklarımı süzdü uzun uzun… Elini uzattı, işaret parmağını bacağıma değdirdi,

“Minik çorabını kaçırmış Gül…“ dedi boğuk bir sesle… Adamın aklı başı çoraplarımdaydı. Parmağının çorabın kaçık yerinden tenime temasıyla ürperdim. Islandım. Kasıklarım yandı. Ben de kısık sesle aynı tonda, arsızca yanıtladım,

“Önemli değil doktor” dedim. “Daha çok çorabım var. Her türlüsü… Çorap giymeyi severim. Sen nasıl çoraplı bacaklarımı seyretmeyi seviyorsan…”

Başımı indirip pantolonun önüne baktım. Aleti sertleşmiş, olduğu gibi belli oluyordu kumaş pantolondan… “Hem de çok seviyorsun anlaşılan…“ dedim dilimle dudaklarımı yalayarak, nereye baktığımı ona gösterdim.

“Evet Gül…” diye bir nefes koyuverdi. Parmağının yerine elini koymuştu bacağıma, ateş gibi yanıyordu eli… “Elimde değil… Çok seviyorum. Beni en çok tahrik eden, delirten şey… Çoraplı bacaklar…”

Hala bacağımın üzerinde, belli belirsiz bacağımı okşayan elinin dışında hareketsiz duruyordu. İnsiyatifi ele almam gerekiyordu anlaşılan… Yoksa sabaha kadar bacaklarımı okşayacaktı bu yakışıklı sapık… Oysa benim onunla ilgili bambaşka, terbiyesizce, ahlaksızca, yüz kızartıcı planlarım vardı. Çoraplı ya da çorapsız…

Uzandım biraz, bu kez o biraz yaklaştı, dudaklarımız yavaşça birbirine dokundu. Titriyordum heyecandan… Sanki ilk kez sevişecek bir genç kız gibi heyecan duyuyordum. Dayanamadım, o her gece hayalini kurduğum etli alt dudağına yumuluverdim doktorun… O da karşılık verdi, hırsla, uzun uzun öpüştük.

Başım dönüyordu. Kendimi yavaş yavaş yere, uzun tüylü halının üzerine bıraktım, o da dudaklarımdan ayrılmadan üstüme geldi. Elleri her yerimde dolaşmaya başlamıştı. İpek bluzumun üzerinden göğüslerimi okşayan eller, ince belime kaydı, oradan bacaklarıma… Çorabımın üzerinden bacaklarımı okşadı. Dizime kadar iniyor, sonra tekrar yukarıya çıkıyordu elleri…

Eteğimin altına girdi sonra, bacak içlerimi okşadı. Öyle zevk duyuyordum ki… Şehvetle kıvranıyor, kalçalarımı ona doğru kaldırıyordum sürekli… Daha çok okşasın, daha çok zevk versin istiyordum. Sonunda şişen dudaklarımı öpmeyi bıraktı, boynuma, gerdanıma indi dudakları…

“Ohh… Gül… Öyle güzelsin ki… İlk gördüğüm anda seni istedim. Dayanamadım daha fazla…” diye inledi.

“Mımmm… Dayanma zaten… Ben de seni istedim hep…” diyerek boynuna sarıldım. “Ben de dişi kedim gibi kızıştım doktor… Hadi beni de tedavi et şimdi… Bak, çoraplarımla beraber kollarındayım… İstediğin gibi öp beni, sev…”

İnledi. Öpüşe koklaşa, birbirimizi hırpalayarak sevişiyorduk halının üzerinde… Yuvarlanıp duruyorduk. Bir o üstüme çıkıyordu, bir ben onun üstüne çıkıyordum. Üstümüzdekiler her hareketimizde çıkmaya başladı. O benim bluzumu çıkardı, ben onun gömleğini…

Atletini çıkardığımda ortaya çıkan kılsız, geniş göğsünü öpücüklere boğdum. Sert karın kaslarını okşadım. Sonra o beni yatırdı. Bluzumu sert hareketlerle sıyırdı, sütyenimi sabırsızca çıkarıp attı. Belden yukarım çıplak, altında yatıyordum. Hayranlıkla irice memelerime bakıyordu. Şehvetle kıvrandım. Saçlarına parmaklarımı geçirip kendime çektim sabırsızca,

“Hadi… Öp onları…” diye inledim.

Göğüslerime başını çektim. Dudaklarını teker teker sertleşmiş meme uçlarıma kondurdu… Öptü, yaladı, emdi. Elleriyle göğüslerimi avuçluyor, sıkıp sıkıp bırakıyordu. Her bıraktığında eski yuvarlacık şeklini alan memelerimle bir hayli oyalandı, beni zevkten öldürdü. Nefes alamaz hale gelmiştim artık… Soluk soluğa inleyip duruyordum altında…

“Hadi artık…” diye fısıldadım. “Öpecek başka yerlerim de var…”

“Biliyorum…” dedi. “Bırak tadını çıkarayım. Seni böyle görmenin hayaliyle yanıyorum kaç gündür…”

Yine de kırmadı beni… Elini uzatıp eteğimi sıyırdı altımdan… Ayaklarımdan çıkarıp attı. Şimdi sadece külotlu çorabımla kalmıştım. Dizlerinin üzerine çökmüş, hayranlıkla bakıyor, bacaklarımı çorabımın üzerinden okşayıp duruyordu. Özellikle de kaçan yerini…

Ayağımı ellerinin arasına aldı, ağzına yaklaştırdı, çoraplı ayaklarıma öpücükler kondurmaya, kırmızı ojeli ayak tırnaklarımı yalamaya başladı.

Zevkle kıvrandım. Biliyordum, çorap fetişi vardı bu yakışıklı erkekte… Her gittiğimde sergilediğim çoraplı bacaklarıma mıknatıs gibi yönelen bakışlarından anlamıştım bunu… Bugün de altımdaki külotlu çorabı onun için özel olarak giymiştim. Dikişsizdi çorap ve külotsuzdum. Kasıklarım, keserken bir şerit şeklinde bıraktığım tüylerimle, ıslanmış kadınlığım ince çorabın altında apaçık görünüyordu.

Ayaklarımı öpen dudakları yukarıya tırmandı, dizlerimi geçti, bacaklarımı, içlerini öpe öpe kasıklarıma geldi. Şimdi öpmeyi bırakmış, hayranlıkla bacaklarımın arasına bakıyordu. Bense onun ateşli bakışlarının arasında şehvetle kıvranıyordum. Elini uzattı. Amımı yavaşça okşadı. Zevk sularım çorabımın önünü ıslatmıştı. Elini burnuna götürüp kokladı.

“Çok güzel kokuyorsun” diye inledi.

“Sadece koklayacak mısın?” diyerek kıvrandım altında… “Hadi artık… Seyretmeyi bırak… Bir şeyler yap… Yanıyorum ben..”

Başını kasıklarıma, külotlu çorabın ağına gömdü. Dudakları çorabın üzerinden amımı kavramaya çalışıyor, baskı yapıp duruyordu. Sonra… Sonra dişleriyle tam kadınlığımın üzerinden çorabı kıstırdı, çekiştirdi sağa sola, bir anda önünü yırtıverdi. Parmaklarıyla o yırtığı biraz daha genişletti. Tekrar başını eğdi.

Bu kez dudakları çıplak tenime, ıslak am dudaklarıma temas etti. Zevkle inledim, kıvrandım. Dilinin ucu klitorisime değdiğinde ilk orgazmımı yaşadım. Dakikalarca kasıldı bedenim… Başını bacaklarımın arasında kıstırmış vaziyetteyken o hala amımın dudaklarını somuruyor, diliyle içerilerimi okşamaya çalışıyordu.

Ben yavaşlayınca o doğruldu. Pantolonunu küloduyla beraber çıkardı. Başladığımızdan beri bacaklarımı dürtüp duran erkekliği bütün haşmetiyle meydana çıktı. Bacaklarının arasında dimdik duruyordu. Kalın ve uzunca bir erkekliği vardı. Olmasını beklediğim, umduğum gibiydi tam da…

“Bunu yalamanı isterdim ama, dayanacak halim kalmadı…” diyerek inledi. Bacaklarımı aralayarak, içlerini okşayarak davetkar bir sesle ona yanıt verdim,

“Öyleyse gel doktor… Onu içime sok… Ben de dayanamıyorum artık… Yanıyorum… Hadi… Sik beni…”

Geldi. Üzerime uzanırken sikini hiç ellemeden bacaklarımın arasında yerini aldı. Hedefine kilitlenmiş bir silah gibi am dudaklarıma dayandı güzel siki…

“Çok ahlaksız bir kızsın sen Gül…“ dedi. “Bu halin öldürüyor beni… Sik beni demen beni delirtiyor… Kedin gibi kızışmışsın evet… Sikilmek için kıvranıyorsun. Ben de sikicem seni… Amına koyucam senin…”

“Koy doktor… Amıma koy benim… Bu ahlaksız kızın cezasını ver… Sik onu… Yarrağını geçir bana… İçimi doldur… O güzel sikini içime sok artık… Hadi… Ooohhh…“

Seks yapmayalı bir hayli zaman geçmişti. O bildik erkek organının kadife yumuşaklığı ve demir sertliğiyle kor gibi yakan sıcaklığını aynı anda amımın kapısında hissedince şehvetle ürperdim.

Zevkten ölmek üzereydim. Az önce boşalmıştım ve vajinam su içindeydi. Doktor belini indirdi hafifçe… Kaygan amımın duvarlarını biraz gererek, biraz zorlayarak yavaş yavaş girdi içime…

Bir dirseğinin üzerinde destek alıyor, sikini içime gömerken külotlu çorabın üzerinden kalçalarımı ve bacaklarımı okşuyordu sürekli…

“Ohhhh… Çok güzel… Harika…” diye inledim.

Parmaklarım halının tüylerini yolarcasına, dudaklarımı ısırarak girişinin bitmesini bekliyordum. Öyle yavaş giriyordu ki bitmek bilmedi sanki… Sonunda sikinin başı rahmime dayandı. Kasıklarımız birbirine yapıştı. Bir süre hareketsiz, öylece durdu. İkimiz de birbirimizin alev alev yanan organlarımızın keyfini çıkardık.

“Mımmm… Çok güzelmiş..” dedim inleyerek… Eğilip boynumu öptü,

“Sen de öylesin. Daracıksın… Sımsıcak… Fırına girmiş gibiyim… Alev alev yanıyor için…” Dudaklarımı koparırcasına öptü. Öpüştük.

“Hadi…” diyerek boynuna sarıldım sonunda… “Devam et… Sik beni…”

Zevkle inliyordum. Doğrulup bacaklarımı kaldırdı, omuzlarına yerleştirdi. İkiye katlanmış gibiydim. Gidip gelmeye başladı. Hızlandı, hızlandı… Çılgınca girip çıkıyordu içime… Altında eziliyordum adeta…

Beni sikerken bir yandan çoraplı bacaklarımı okşuyor, ayaklarımı ağzına götürüp yüzüne sürüyor, parmaklarımı emiyordu. Dakikalar boyu sürdü bu… Sonunda bacaklarımı okşamayı bırakıp üzerime abandı,

“Geliyorum…” diye inledi. Ben de boynuna sarıldım hırsla, bacaklarımı beline dolayıp,

“Gel…” diye feryat ettim. “İçime gel… Boşal… Döllerini istiyorum senin… Ohhh… Erkeğim benim… Harika sikiyorsun… Ohhhh….”

“Ahh… Sen de harikasın… Daracık amın var… Zevkten öldürdün beni… Ohhhh…” diye diye boşaldı içime… Döllerinin sıcaklığını, girip çıkarken süzüldüğünü hissedince ben de kendimi kaybettim. İkinci orgazmımı da onunla beraber yaşadım. Kalçalarını indirip kaldırıyor, beni kasıklarıyla eziyordu altında…

Sonunda kendime gelebildim. Doktor yanımda yatıyordu. Başımı yana çevirdim. Kedim Minik yanıbaşımda, minderin üzerinde yatarken gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Kedimi seks yapma zevkinden mahrum bırakmıştım ve gözlerinin önünde, onu kesip kısırlaştıran doktorla sikişiyor, zevkten zevke sürükleniyordum. Bir pişmanlık alevi yaladı geçti içimi…

Tabi fazla sürmedi pişmanlık duygusu… Azgın veterinerimizin usta parmakları sayesinde tekrar şehvet kapladı içimi… İki kızışmış beden banyoda, yatak odasında tekrar tekrar birlikte olduk. Sabaha kadar dura dinlene seviştik.

Her sevişmemizde bir başka çorap giydirdi bana… Jartiyerlisi, dantellisi, külotlusu… Çoraplarımı okşaya okşaya, evire çevire sikti beni her seferinde… Bağırta bağırta… İnlete inlete… Kaç kez, hangi pozisyonda orgazm olduğumu sayamadım bile…

Birlikte yaşıyoruz artık…. Tabi tanışmamızı sağlayan Minik baş köşede… Biz yatakta, yerde alt alta, üst üste debelenirken sürekli yanımızda dolaşıp duruyor. Kendi yaşayamadığı cinselliği bizim yaşayışımızı izliyor garibim…

Ben Esra telefonda seni boaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

  • tags

Related Posts

Got Something To Say:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*